ZEHİRDEN ŞİFA ARAYANLAR
Yaşar Eyice

Yaşar Eyice

ZEHİRDEN ŞİFA ARAYANLAR

04 Aralık 2022 - 15:52

*- TABİAT MUCİZESİ ZEYTİN

Ailecek ‘dost insan’ olarak bildiklerimizden biri de ‘Akhisarlı zeytinci’ Mustafa Alhat…

Bir zamanlar yine ‘Zeytinci’ Ali Güreli ile kendisinin görüşlerine çok önem veriyor ve dillendiriyorduk.

Ama nedense her ikisi de ‘piyasadan’ olacak, ellerini ayaklarını çektiler, gördükleri haksızlık ve akla hayale gelmeyen gelişmelerden ötürü herhalde.

Mustafa Alhat, ‘Nedir bu Polifenol?’ diye, önemli bir yazıyı kaleme aldı.

Uzun yazıyı özetlemeye çalışayım:

‘…Son yıllarda zeytinyağında polifenol olarak adlandırılan bir grup bileşik hakkında pek çok şey okuyor veya duyuyorsunuz.

Peki nedir ve ne işe yararlar?

Son yıllarda ‘zeytinyağında polifenol’ olarak adlandırılan bir grup bileşik hakkında pek çok şey okuyor veya duyuyorsunuz.

Peki nedir ve ne işe yarar?

İşte bu önemli konuyu irdelemiş Mustafa Alhat…

*- HER CANLI KODLANMIŞ

Her canlı içgüdüsel olarak üreme ve neslini devam ettirmek, yayılmak-çoğalmak üzere kodlanmıştır.

Ağaçlar ve diğer bitkiler sabit oldukları için bu yayılmayı ancak hareketli bir şeylerden yardım alarak yapabilirler?

Ziraat Mühendisi, zeytin üreticisi, yağcı, ihracatçı, yani ‘A’dan Z’ye, tarladan sofraya gerçek bilirkişi Mustafa Alhat’ın keyifle okuyup, bilgileneceğiniz ve bu arada düşüneceğiz bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum…

Dikkatle okudum ve ufkumu genişlettim…

Bakalım siz ne düşüneceksiniz?

*- YARDIM GEREKİYOR

Önceki paragrafta da belirttiğim gibi; Her canlı içgüdüsel olarak üreme ve neslini devam ettirmek, yayılmak-çoğalmak üzere kodlanmıştır.

Ağaçlar ve diğer bitkiler sabit oldukları için bu yayılmayı ancak hareketli bir şeylerden yardım alarak yapabilirler.

Çok değişik yöntemler vardır.

Mesela rüzgârla taşınma var.

Suyla taşınma var hayvanlarla taşınma var.

Bunlarda çeşit çeşit!

Hayvanların tüyüne yapışma modelinin yanında herhalde en güzeli lezzetli meyvelerin yenilmesi ve sonra gübresiyle beraber tohumun ekilmesi yöntemidir.

Meyve lezzetli olmalı ki hayvan yesin.

Atasözü bile var:

‘Armudun iyisini ayılar yer!’ diye.

Çünkü ayı ham meyveyi değil yalnızca olgunlaşıp yere düşen armutları yiyebilir.

‘Tad alma duyusu’ ve tadına göre beğenip beğenmeme genetik olarak kodlanmış iç güdüsel savunma mekanizmalarımızdandır.

Ayıdaki içgüdü insanda da var ama yeme içme kültürü ve eğitimle ya da sürekli maruz kalmak ile değiştirilebilir.

*- KONUMUZ ZEYTİN

Neyse gelelim zeytine!

Zeytin meyvesi yaz boyunca dalında ışıl ışıl durur ama kuşlar yemez.

Yemez değil yemek isterler ama yiyemezler.

Zeytini kuşun ne zaman yemesi gerektiğini belirleyen şey işte bu fenolik bileşiklerdir.

Bir trafik lambası gibi işlev görür.

Nasıl mı?

Çünkü bu polifenoller zeytinin tadını buruk acı yapar.

Bu tadı o kuş içgüdüsel olarak bilir.

Kuşlarda, ‘Yeme ölürsün uyarısı!’ vardır.

Haydaa;  ‘ölmek nereden çıktı?...’

Hani zeytin sağlıklı bir şeydi ?..

Şu ana kadar bazılarına sıkıcı gelen yazı, ‘birden heyecanlandırdı!’ değil mi?

Şimdi sıkı tutunun;

‘Polifenoller esasen bir tür zehirdir…’

Bu zehir mevzusunu birazdan anlatırım.

*- HEYECANLANDIRIYOR

Daha henüz yeşil iken zeytin meyvesi, ‘yenilebilir olsa!’, kuşlar bir tanesinin bile olgunlaşmasına izin vermeden yer bitirirlerdi.

Olgunlaşmamış zeytinin çekirdeği toprağa düşse bile, ‘yeni bir ağaç oluşturmaya hazır olmayacağı’ için, Zeytin ağaçlarının nesli tükenirdi.

Öyle bir mucize ki anlatırken heyecanlanıyorum.

Meyve bütün yaz büyüyüp gelişiyor  

Bu arada yazın kuşların başka yiyecek bulması kolay sorun yok.

Aç kalmıyorlar yani.

Neyse kış geliyor; kar falan yağıyor, ne ağaçlarda ne toprak üzerinde yiyebilecek bir şey bulmak mümkün değil.

Bir tek zeytin!

Evet, ‘sadece zeytin bolca var!’ ama, yazın denemişti kuşlar, ‘acıydı en son yemek isteyeceği şeydi!’ zeytin.

Lakin zaten sona gelmişti!

Başka yiyecek bir şey olsa onu yerdi ama yoktu…

*- İŞİN ASLI

Birde değişik görünüyordu artık zeytin meyveleri.

Yazın yeşildiler, yaprakların arasında saklanıyorlardı

Şimdi ise beyaz karların üstünde, kömür gibi rengi ile el sallıyor gibiler…

‘Açlıktan ölmektense’ mecburen attı birini ağzına.

Açlıktan mı yoksa gerçekten mi öylelerdi bilemedi ama lezzetli gelmişti, bu sefer zeytinler…

İşin aslı polifenoller azalmış ve zeytin yağlanarak lezzetlenmişti, olgunlaşınca…

Arkadaşlarını da çağırdı sürüler halinde zeytinliklere indiler ve iyice doyuncaya kadar yediler!

‘Yazın dokunamadıkları zeytin’, kışın hem karınlarını doyurmuştu, hem de yağı ile enerji vermişti...

Ve bu enerji ile uçtu uçtu uzaklara ve pisledi bir yerlerde…

Kuşun sindirim sistemi zeytinin kalın ve sert çekirdeğini eritemez ama içine su almasını engelleyen tabakayı temizler!

Ve kuş havada dışkıladığında hızla yere düşen çekirdek toprağa bir kaç santim girer…

(Bu arada ben de bir konuya dikkat çekeyim, kargalar da kabuklu meyveleri aldıktan/çaldıktan sonra, yüksekten asfalt, beton ya da sert gördükleri zemine bırakırlar, kırıldıktan sonra ani bir pike yaparak bu meyveyi alıp yerler)

Aynı zamanda kuşun pisliği çekirdeğin içinden çıkacak ilk köklerin besin kaynağı olacaktır.

Kış yağmurları ile suyla buluşan çekirdeğin içindeki embriyo şişerek çekirdeği içeriden çatlatır ve genç zeytin ağacı anasından uzak yeni bir dünyaya merhaba der.

Zeytin çekirdeğinin içindeki yeni ağacı oluşturacak embriyo öyle bir güçle hayata tutunur ki bazen bir kayanın çatlağındaki küçücük bir toz birikintisinde bile çimlenebilir.

Bir kuş ile bir ağacın Simbiyotik ilişkisi işte böyle.

Birinin karnı doyuyor diğeri yayılıyor.

Ben buna ‘karın tokluğuna kargo hizmeti!’ diyorum.

*- ZEHİRDEN ŞİFA!

Şimdi gelelim ‘zehir’ dediğim ‘polifenolün’ şifa vermesine.

Eski eczacılar ilaçları zehirlerden yapardı.

Eczacılığın simgesinde ‘kadehe sarılmış yılan’ vardır.

Duymuşsunuzdur Küba’da akrep zehirinden kanser ilacı üretirler.

‘Arı sokarsa romatizmaya iyi gelir!’ falan filan…

Bir zehrin insanı iyileştireceğini ya da öldüreceğini belirleyen şey dozdur. 

Bir hap içersen başının ağrısını keser, bir kutu içersen dünyayla ilişkini kesersin…

Bilmem anlatabildim mi?

*- FAZLASI SAĞLIĞA BÜYÜK ZARAR

Bu yazıyı ilk yazdığımda, hatta birçok kişide hala,  ‘polifenollerin ne kadar fazla alınabilirse o kadar iyi olacağı düşüncesi!’ vardı…

Ya da hala var.

Şimdi durum şöyle;

İnancınıza göre;

‘Yaratıcı!’ mı dersiniz, ya da ‘tabiat kendiliğinden böyle bir mekanizma kurmuş! mu, dersiniz bilemem…

Ama bu biraz önce anlattığım;

Kuş ağaç ilişkisini belirleyen fenolik bileşikler bu mekanizmanın çalışabilmesi için suda çözünür tasarlanmıştır…

Zeytin meyvesi, çekirdeği içindeki yeni ağaçları oluşturacak organeller hazır olduğunda, ağaç meyve etinden suyu geri çeki,  fenolik bileşikleri uzaklaştırarak kuşların yiyebilmesine müsaade ediyor. 

Yağda çözünür olsa bu mekanizma çalışmazdı, mesela.

Yani yağda tutunmaları çok zordur.

Ve yüksek fenollü yağ üretmek için, çok hassas üretim teknikleri kullanmak gerekir.

Her şeye çok dikkat ettiğinde bile ppm ile ölçülecek kadar az miktarda yağa geçerler.

Suda değil yağda çözünüyor olsa zaten zeytinyağını ağzımıza dahi süremezdik.

Çünkü 250 ppm olanları bile yeni başlayanlarda öksürme göz yaşarması gibi etkiler oluşturur…

Mesela Almanya gibi bazı ülkelerde fenol toplamı 250 üzerinde ise yazmak zorundasınız.

Çünkü özellikle küçük çocuklarda ve açık tenlilerde fenol alerjisi denilen belirtiler rapor edilmiştir.

Bütün olay dozdur.

Bal kötü mü?

Hayır çok faydalı bir şey.

Ama ‘küçük bebeklere vermiyorlar!’ niye?

İşte benzer mevzulardan.

Unutmayın;

Her şeyin azı karar, çoğu zarar!

Kiloya yaşa ve alışmaya bağlı olarak düşük fenollülerden yükseğe doğru hangi yağı beğeniyorsanız, keyifinize göre tüketin!

Zaten damak tadınız size güvenli dozu söyleyecektir…

Sadece siz sağlıklı diye limitlerinizi zorlamayın yeter.

(M.Alhat 15 Kasım 2017. Düzenleme 3 Aralık 2022)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar